(Orijinali şurada. Fotoları ben ekledim. Girişteki gereksiz güncel cümleleri de çıkardım.)
1997 yılında Chicago Bulls, McDonald's Kupası'nda oynamak üzere Paris'e gitti.
Beş NBA şampiyonluğu kazanan, kadrolarında dünyadaki en popüler sporcu Michael Jordan'ı barındıran ve hanedan dağılmadan önce bir kez daha şampiyonluğu kazanacak olan Bulls için, sezon öncesi maçlar sıradan bir uluslararası deneyim değildi.
Bu maçlar çılgınca bir atmosferde oynanıyordu.
ÖNCESİ
Bill Wennington (dönemin yedek pivotu): Mevsimlerden sonbahardı ve hava güzeldi. Etrafta yürüyüş yapmak hoştu.
Steve Kerr (dönemin yedek guardı): Herkes yanında eşini ya da sevgilisini getirmişti. Bulls'un altın çağında Paris'te beş gün geçirmek oldukça eşsiz bir deneyimdi.
Chip Schaefer (dönemin atletik antrenörü ): Açıkçası, aklımda en çok kalan şey, eşimle geçirdiğim harika bir hafta.
Toni Kukoc (dönemin yedek forveti): Kaç tane NBA oyuncusu Paris'e gidebilir ki? Burası dünyanın en güzel şehirlerinden biri. Ve basketbol Avrupa'da çok popüler.
HEYECAN
Wennington: Uçaktan indiğimizi ve doğruca antrenmana gittiğimizi hatırlıyorum. Dışarıda bizi bekleyen insanlar vardı. "Antrenmana geleceğimizi nereden biliyorlar?" diye düşündük. Twitter ve Instagram'dan önceki zamanlar sonuçta. Birisi tweet atıp binlerce insanın bir yere hücum etmesi gibi bir durum yoktu. Oraya gelmiş bekliyorlardı.
Kukoc: Avrupalı seyirciler, NBA maçlarını izlemek için her zaman heyecanlıdır. Ama bu kez gerçekten çok heyecanlıydılar.
Brian McIntyre (dönemin iletişimden sorumlu NBA başkan yardımcısı): O zamanlar Michael Jordan'la beraber çok fazla yere gitmiştim. Rock yıldızları gibi karşılanıyorlardı.
Wennington: Takımca fotoğraf çekilmek için Eyfel Kulesi'ne gittik. Güzel bir anıydı. Daha evvel oraya gitmiştim. Ama takım halinde fotoğraf çekilmek özel bir histi.
Kukoc: Çok güzel bir fotoğraftı.
McIntyre: Prenses Diana'nın ölümünden kısa süre sonraydı. Etrafta bunun etkisini görebiliyordunuz. Çok fazla güvenlik vardı.
Wennington: Michael, kalabalık onu kuşatacağı için elbette hiçbir yere gidemiyordu. Ben, WGN için saha dışında bazı işler yaptım. Tanınıyordum ama çok da fazla değil. (Emekli WGN yorumcusu) Dan Roan ile birkaç farklı restorana gidip bir Parisli gibi takıldığımızı hatırlıyorum. Kırmızı bere takmıştım. Baget, peynir ve şarap yedik. Turistlerin yaptığı türden şeyler yaptık. Çok eğlenmiştik.
SEZONUN ÖNEMİ
McIntyre: Kaldığımız otelin merdivenlerinde bir toplantı yaptığımızı hatırlıyorum. Phil Jackson, yapımcı Andy Thompson, NBA Entertainment'tan Greg Winik, (uzun süredir Bulls medya ile ilişkiler şefi olan) Tim Hallam ve ben. Bunlar, 'The Last Dance'in ilk tohumları gibiydi. NBA Entertainment ekibinin şöyle dediğini hatırlıyorum: "Pekala, yapmak istediğimiz şey şu. Sizi bir yıl boyunca çekmek istiyoruz." Bu, Phil'e fikri anlatmak, onun görüşlerini almak ve Bulls'a, yaptıkları şeyin önemini göstermek için yapılan bir toplantıydı. Orada bir sonuca varılmadı. Hatırladığım kadarıyla genel parametreler şöyleydi: "Her şeye dahil olmak istiyoruz. Sizi utandırmak istemiyoruz. Tarihî bir sezon olabilecek bir şeyi belgelemek istiyoruz yalnızca." Phil, bunun kıymetini anlayacak kadarını gördü. Bazı koçlar bunu anlamazdı. Ama o anladı.
Schaefer: Scottie Pippen, ayak sakatlığı sebebiyle orada değildi. Dennis Rodman da kontratı sebebiyle orada yoktu. Ve oynayacağımız takımlar çoktan forma girmişlerdi. Maçları kazanmamız için Michael'ın Michael gibi oynaması gerekiyordu.
Kerr: Sakatlıklar bizi çok etkilemişti. Yani, Michael ve bir avuç serseri vardı takımda [gülüyor].
TURNUVA
Arturas Karnosivas (dönemin Olympiakos oyuncusu): Yarı finalde Arjantin'le oynadık ve onları zar-zor 89-86 yendik. Finalde Chicago Bulls'la oynayacaktık.
Schaefer: Yarı finalde Fransız Takımı PSG Racing ile oynadık. Skoru hatırlamıyorum. Ama kazanmak için epey mücadele ettiğimiz aklımda kalmış. Ve de Scottie veya Dennis takımda olmadığından, Michael normalden çok daha fazla çalışmak zorunda kaldı.
Kukoc: Turnuva boyunca pek iyi oynamadım. Ayak tabanımda sakatlık vardı. Aylarca koşamamıştım bile.
Schaefer: Elbette en çok ilgiyi Michael'a görüyordu. Fakat, Toni'nin de büyük ilgi gördüğünü hatırlıyorum. Avrupalı basketbolseverler ona tezahürat yapıyordu. "Toni, Toni, Toni Kukoc!" gibi bir şeydi.
Kukoc: Benetton Treviso taraftarlarıydı. 'We Will Rock You' melodisiyle "Toni, Toni, Kukoc, Kukoc," diye bağırıyorlardı. "We Will, We Will, Rock You, Rock You," değildi de, "Toni, Toni, Kukoc, Kukoc," diyorlardı [gülüyor]. Bay ve Bayan Benetton ile konuştuğumuzu hatırlıyorum çünkü Benetton Treviso da turnuvada yer alıyordu. Orada oynadığım günleri hatırlayacak güzel vakit geçirdik. Avrupa'da tekrar oynamak hoşuma gitmişti.
Yorumlar
Yorum Gönder